KENAN ŞAHİN

Ben Kenan ŞAHİN. Ak ile karanın birbirine karıştığı bir dönemde, postal sesleri eşliğinde Yedi Tepeli Güzel'in kucağında dünyaya gelmişim. Esnaf çocuğu olmanın da katkısıyla; değişik, karmaşık, inişli-çıkışlı ve dahi çalkantılı bir çocukluk döneminde kara önlükle başlayan eğitim maceram, saç-sakal birbirine girmiş bir halde İstanbul Üniversitesi'nde son buldu.

Yeni mezun olmama ve sermayem olmamasına bakmaksızın kendi şirketimi kurup 6 sene işletmek, cahil cesaretinden fazlası olsa gerek. Tek kişilik dev kadromla çapımdan büyük işlere, sektörde ilklere imza atmaktan da geri durmadım. Tam da bu sıralarda, üniversitede 4 yıl kahrımı çeken okul arkadaşım, bir ömür boyu yoldaşım olmayı kabul etti. 6 senelik patronluk/çevirmenlik deneyiminin ardından rahat batmaya başlayınca, gelirimin düşecek olmasına aldırmadan öğretmenliğe geçiş yaptım.

İlk yılım hem öğretmenlikte hem de babalıkta staj yılım oldu. Hayatım düzene girse de ben yola gelmemiş, orada da rahat durmamıştım. İngilizce eğitim sisteminin faydasızlığı karşısında, kendi eğitim materyallerimle pratik İngilizce üzerine yoğunlaşmaya başladım.

Yenilik arayışı mı, fedakârlık mı bilinmez; 5 yılın ardından gelen teklif üzerine kendimi bir çocuk esirgeme kuruluşunun (yeni adıyla sevgi evleri) müdürü olarak buldum. Tam da o sıralar asla geri dönmem dediğim eğitim hayatıma kaldığım yerden devam etmeye niyetlendim, ama bu karar idare mahkemesine uzanan yeni maceralara kapı araladı. Mahkeme zoruyla girdiğim İstanbul Üniversitesi “Yeni Medya ve İletişim Yönetimi” Tezli Yüksek Lisans programını, sonraki sene Marmara Üniversitesi “Kişilerarası İletişim” Tezli Yüksek Lisans programıyla aldattım. :)

Yukarıda anlattıklarımdan da anlayacağınız üzere, kendimi bildim bileli hep marjinal bir tarafım oldu. Kimi zaman avantaj olan bu durum, kimi zaman bir dezavantaj olsa da beni ben yapan en önemli özelliklerimden biri olsa gerek. Halimden memnunum yani...

Dürüstlük, emniyet kemeri (arka koltukta bile), kul hakkı, adalet vb. konularda obsesif derecesinde takıntılı olmaktan bir şikayetim yok mesela. Dilimden düşürmediğim "herkes kendine yakışanı yapar" sloganım, hayat felsefemi özetliyor aslında.

Çoğu zaman başkalarının ne dediğini/yaptığını umursamadan doğru bildiklerimin peşinden koşmak hayattaki en temel prensiplerimden. Bazen insanı yalnızlaştırsa da bu huyum, riyakâr kalabalıklardan koruduğu da bir gerçek. Samimi dostluklara kapı aralamak için bir fırsat aynı zamanda...

Son olarak ileriye dönük ne hedeflediğimi merak ediyorsanız, söyleyeyim: İletişim alanında uzmanlaşarak çok daha fazla insana ulaşmak, çok daha fazla insana faydalı olmak, keyif alarak yaptığım bir iş sahibi olmak...

NE DEDİLER?

Yüz kişiye sorduk:

İLETİŞELİM Mİ?

İletişimin açamayacağı kapı yoktur!